Ahmet Şükrü Kılıç

Ahmet Şükrü Kılıç

Yazarın Tüm Yazıları >

Yobaz

A+A-

Bugün sevdiğim iki arkadaşımla bir kafede oturduk.

Konya insanına neden “Yobaz” denildiğini sorguladı içlerinden biri.

Dindar bir halka bilinçlice vurulan yaftanın da farkındaydı.

Sonra “Yobazlık” kavramına geniş anlamlar yükledik karşılıklı.

Yobazlık tanımına dahil edebileceğimiz büyük bir halk yığını çıktı karşımıza.

Yobazlık; sabit fikirlilik, lafanlamazlık, münazaradan kaçış, gerçeklerin üzerini işine geldiği gibi örtme kusuru, bedevilik, fikir sahibi olunsa da fikirleri reddeden, “Ben böyle inanıyorum” kolaycılığı, nefes alınacak birçok mekan olmasına rağmen insanın birlikte nefes aldığı kişilerden kopamama alışkanlığı, yalnız başına bir şeyleri var etmektense, hazır potansiyellerin içinde yaşama tercihi, eğitimli de olsa seyircisi olan kalabalıklar karşısında sahne tozu yutma hevesliği, insanın kendisini ve etrafındaki insanları aşamama korkaklığı…

Her şehirde yobazların sayısal çokluğu farklı aslında.     

Kemalist yobazlar, laik yobazlar, sosyalist yobazlar, feminist yobazlar, milliyetçi yobazlar, dindar yobazlar, daha birçok adını sıralayabileceğimiz yobazlar ülke yönetiminde de, şehirlerin yönetiminde de, sivil toplum örgütlerinin yönetiminde de çoğunluktaydı.

Yobazlığın en büyük özelliklerinden biri de tahammülsüzlüktür.

Bir insan profesör olabilir, kendi alanında bilgili bir insan da olabilir, fikir endişeyi, düşünce ulaşmayı, dünya görüşü dünya halklarını içinde barındıran bir vicdanı taşıması gerektiği halde, yobaz bir profesörün cahil çıkışları etkinlik alanı içinde bulunan insanlara dünyayı dar da edebilir, dünyalarını kararta da bilir!

Türkiye onlarca yıldır yobaz insanların yönetimi altında kaldığı için insanımız da, üretim alanlarımız da gelişememiştir.

Dünya’nın en yobaz ülkeleri başta Amerika ve Avrupa ülkeleridir.

Sadece yobazlıkla sınırlı kalan bir karakter özelliği de taşımazlar; katil, gaspçı, işgalci ülkeler kendilerini medeni ülkeler olarak tanımlayan ve yerli işbirlikçi yobazlarına da bu tanımı yaptıran ve kendilerine özendiren bir şahsiyet bozukluğu yaşatır.

Avrupa’nın fennini almalıyız, yaşam kültürünü değil” diyenler de, “Avrupalı gibi bir yaşantıyı benimseyenler” de hiçbir ideolojiye, dünya görüşüne sığınmaya gerek duymadan bağımsız ülke, bağımsız üretim, bağımsız siyaset, bağımsız yargı, bağımsız eğitim yolunun emperyalist ülkelere karşı duruş göstermekten geçtiğini kavrayamamıştır.

Kendi bağımsızlığını gerçek anlamda kazanamayan ülkeler ithal hukuk, ithal yaşam, ithal sistem, ithal eğitim, ithal ürünlerle yaşamaya mahkumdur.

Türkiye’de bilim adamlarının, mucitlerin, üretici zekaların yerli sermayeyle buluşamamasının nedeni de, emperyalist/güçlü devletlerin çizdiği sınırların dışına çıkamamasıdır.

Türkiye’de en çok askeri darbeler konuşulmaktadır, her zaman çeşitli vesilelerle yaşatılan ekonomik darbeler konuşulmamaktadır.

Ülke yönetimine heveslenen siyasi yapıların ya da ülke yönetimine dair lafı olan bütün sivil toplum örgütlerinin kendi yapıları içinde dahi bağımsız düşünceye tahammülü yoktur, farklı görüşleri münazaraya açmak isteyen insanları, bu tür oluşumlar, taraftarlarının önüne atarak parçalatmaktadır. Yobazlığı bütün yapılarda görmek mümkündür.

Yobazlar çalışkan insanlardır ya da vadedilene kısa sürede kavuşan insanlardır, herkes emeğinin karşılığını almaktadır.

Düşünce zenginliği olan insanların en büyük hatası kendilerine emek vermeleri, insanlara emek vermeden kendileri gibi düşünülmesi istekleridir. Onlar da insana değer biçemeyen, kendini beğenmişlik ayrıcalığını yaşayan yobazlardır.

Fikir zengini olan akademisyenler, şairler, tarihçiler, romancılar, sosyologlar kendi fikir atölyelerini kuramayan, yobaz gördüğü insanların davetlerine icabet eden, yobazların mekanlarında kendilerini ve düşüncelerini anlatan yurtsuz yobazlar durumundadır.

Düşünce dünyalarında sınırları aşan, evrensel bilginin her odasında bağdaş kurabilen, hayatın içinde saygıyı kendilerine ram eden, insana saygı duymayan, dünya halklarının cahilliklerine üzülen, olayları değerlendirme yetilerindeki körlüğe kızan entelektüel, aydın yobazlar da zaman zaman ihtiyaç halinde danışılan insan olmaktan öteye geçilmeyen, sahte meşruiyetlerin kazanılmasında adlarını kullanan oportünistlere, kendilerini kullandıran oportünistlerdir.

Konya’nın yobazlığı müsamahayı taşıyan bir yobazlıktır, İzmir’in yobazlığında o müsamahanın kırıntısını da göremezsiniz!

Bekliyoruz!

Hak, hukuk, adalet, eğitim, sermaye, üretim, alın teri hiçbir yaptırıma gerek duymadan ahlakî bir kuşatma altına alınmalıdır, bu kuşatmanın vebali hepimizin boynunun borcudur. Siyasi düşünce farklılıklarımız olabilir, şahsiyetlerimizin farklı olmasının nasıl önüne geçilmesi gerekiyorsa geçebilmeliyiz.

Emeksiz hiçbir şey kazanılmaz, bilgiye ulaşma uykusuz gecelerle tamamlanabilir ama insana ulaşamadığımızda ulaştığımız bilgiler de karanlık insanların elinde oyuncak olacaktır.

Bilgiyi yaşatmak zorundayız, en çok da bilgiye ulaşan insanların bilgiyi hayatlarında yaşatma zorunlukları vardır.

Herkes kendinde olan yobazlıkları bilmektedir.

Yobazlıklarımızdan kurtulmak kolay olmayacaktır, zor'u zorlamak yobazlıklarımızdan kurtulmamızı sağlayacaktır.

Türkiye; halk devrimi gerçekleştirmediği sürece yobaz yöneticilere, yobaz halk yığınlarının tercihlerine boyun eğmek zorunda kalacaktır!

Önceki ve Sonraki Yazılar