Ahmet Şükrü Kılıç

Ahmet Şükrü Kılıç

Yazarın Tüm Yazıları >

Kutlu olsun!

A+A-

Bakışlarındaki esrarı çözmek hiç de kolay değil dostum.
Başparmağınla diğer parmak uçlarını yoklayışının sırrını da bir türlü çözemedim. Sandalyene yaslanıp, duvara çivilenen gözlerin dolu dizgin hangi yüreklere, hangi muştular taşımakta.

Ellerin, en çok ulaşılmazlara dokundu senin.
Dört yapraklı yoncanın dördüncü yaprağıdır seninle hayat.
Sahhafları sevdin hep, sarraflara inat.
Ne kır gerillası, ne şehir gerillası oldun.
Yıllar var ki, bekledin yürek menzilinde.

Ne med-cezirler yaşadın, ne hafakanlar bastı geceni gündüzünü, ne doğum sancıları çektin an be an, ne dağlar devrildi gözlerinin önünde, ne gözbebeklerin kaydı gitti yıldızlar arasından, ne ağıt yakanlar uğurladın şen-şakrak ocağından, ne dumanlar dağıttın sis aralarında, ne amansız neşeler derledin en olmadık bucaklardan, ne saman alevi ateşler düştü yüreğine hala volkanlaşan, ne kavi saflıklar taşıdın aklını esir alan; ama bilemedik dostum, en başta ben bilemedim kadrini kıymetini. Suç sende dostum, suç sende, sen hep yürekleri polatladın.

Bir iblis gibi yaklaştım yanına.
Bir Cennet vadettim, bir aşk vadettim, bir Kevser vadettim, bir yaman dostluk vadettim, bir ebedi vuslat vadettim, dönüp bakmadın yüzüme.
Döndürüp almak istedin yanıbaşına, yüzüm yönelmedi sana.
Züleyha gibi kaydıramadım gönlünü.
Elma olup karışamadım dişlerinin arasına.
Yeryüzü hasretiyle yandıramadım gönlünü.
Yeryüzündeki bütün gönülleri seninle yakmak istedim, seninle vurmak istedim hayalı gözleri; ama sen, suç bulaşmaz bana dedin.
Suç sana inanmaktır dedin.
Sen suçlu değilsin, kansam da suçlu değilsin dedin.

Vakit, senin için hep aziz oldu can dostum.
Gecelerin de, gündüzlerin de hep aynıydı.
Esaret çağrıların özgürlüktü biliyorum.
Ten altında gizlediğin dünya coğrafyası yüzün, Yusuf güzelliğinde huzur verdi etrafına. Tuva’da yaktığın ateş, Semerkant’ı tutuşturdu, bir tutuşmayan benim yüreğim kaldı sana.
Dostum yanımdayken iki kişi değiliz, ayrıldığında da yalnız değilim seslenişlerini Aristo çaldı benden.
Sokrates yürüdü benim adıma darağacına.
Hallaç pamuğu gibi dağıttım etrafımdan Hallac’ı, Bedrettin’i.
Ne varsa dağıttım etrafımdan.

Yeniden yüreğine sığınıyorum can dostum.

Sakındığım sözler samanyolu dizimi gerdanlık olsun boylu boyunca boynuna.

Sırrı ifşa ettik be can; görenler beni, seni hatırlamakta.
Beş duyu da ne ki; tüm bilinmeyenli denklemleri senin isminle çözdüm.
Leyla, Belkıs, Şirin, Aslı, hep sen olma yarışında.
Mecnun da, Ferhat da peşim sıra gelmekte.
Fazla söze ne hacet; bu gözler karanlığı hiç görmedi.
Korkunun şaha kalkıp, safkan kısrakların yetişemediği kaçışında,                                                                

bir sen vardın karşımda.

Kurşunlar döküp, tütsüler yaktı benden habersiz sevdiklerim.
Ne cin, ne İblis çarpmasına benzetemediler.
Çarpık değil hiçbir uzvum, ana rahminden doğuşu gibi düzgün.
Bilemediler;

Bir türlü bilemediler sana tutkunluğumu

Takatim kalmadı ey dost!
Kaldıramayacağın yükü yüklemem diyene sesleniyorum:
Ya yükümü azalt, ya gücümü artır.
Sen yalan söylemezsin.
Biliyorum.  
16.02.2003

Önceki ve Sonraki Yazılar